Prag

Prag’a 2018 yılı Şubat ayının son günleri geldim. Hava oldukça soğuktu (vardığım gece -10 C, en soğuk -12 C, en sıcak -1 C). Park Inn Parg otelde kaldım. Odamın manzarası yandaki gibiydi. Otel genel olarak memnun bıraktı, merkeze 30 dk yürüme mesafesi (tramvay ile 4-5 durak) vardı. Hemen arka sokağında epey geç vakitlere kadar açık bir Tesco Express market olması da çok iyiydi. Ancak Výtoň durağından otele kadar yürünen 100-150 metrelik mesafe biraz tekinsiz hissettiriyordu.

Otelin kahvaltısı ise bence başarılıydı. Günlük 51TL ödedim ama bence karşılığını verdi. Çay-kahve, peynir çeşitleri, yoğurt, kruvasan ve diğer hamurişi çeşitleri vs. gayet tatminkardı.

 

 

 

Toplu taşımaya binebilmek için bilet almak gerekiyor. Bu biletler birçok tramvay, otobüs ve metro durağında bulunan aşağıdaki sarı makinelerden alınabiliyor.

Ben seyahat programım gereği 2 kere 24 saatlik bilet aldım. Çekya’da Çek Korunası (CZK) denen kendi parabirimleri kullanılıyor. Ben orada iken 1 TL yaklaşık 5,5 CZK idi. 24 saatlik bilet yaklaşık 18 TL’ye geliyordu ve 6-7 kere binecekseniz anlamlı oluyordu. Bileti araca binince aracın içinde ya da metro istasyonlarına girerken girişlerdeki makinelere okutarak üzerine tarih ve saat yazılması ile aktifleştiriyor ve geçerli olduğu süre boyunca kaybetmemeye özen gösteriyorsunuz. Tabii ki gezeceğiniz yere göre farklılık gösterebilir ama bana tramvay en makul ulaşım yolu gibi göründü. Google Maps toplu taşıma için sorunsuz çalışıyordu. Duraklarda da sonraki aracın ne zaman geleceği doğru şekilde gösteriliyor. Yani çevrimiçi olmadan da toplul taşıma kolaylıkla kullanılabilir durumda.

Tramvay gibi metro da kullanışlık ve hoş istasyonlar var. Üç tane metro hattı var. Metro ve tramvaylar arasında aktarma yapabiliyorsunuz. Metroda internet her yerde çekmiyor. 

Prag, tarihi önemi olan şehirlerden. Gerek orta çağ döneminde, gerek 18.-19. yy’da gerekse 20.yy’da bağımsızlığına kavuşana kadar önemli bir konumda bulunmuş.

Bu fotoğraflarda bahsettiğim tramvaylardan örnekler görüyorsunuz. Hepsi böyle eski değil, modern araçlar da bulunuyor.

 

 

Soldaki fotoğrafta Prag kalesinin gece görünüşü yer alıyor. Fotoğrafları Samsung A3 (2016) ile çektim bu nedenle bir kısmı biraz kötü olabilir.

Kalenin ışıklandırması çok güzel, açıkçası kendisi o kadar güzel değil 🙂

 

Prag farklı dönemlerde farklı kültürlerin etkisinde kalan eski bir şehir olduğundan bu durum mimariye de yansımış. Kişisel olarak beni en çok etkileyen şehirlerden olmuştur bu özelliği ile. Yukarıdaki fotoğrafta soldaki sokakta ilerleyince bir iki bina sonra yandaki binalar ile karşılaşıyoruz. Yeşil bina Prag’ın en ince binası imiş. Bu binaların zemini, birinci katı, ikinci katı ve üçüncü katı farklı dönemlerde inşa edilmiş ve farklı mimari anlayışları yansıttığı söyleniyor. Bir çok Avrupa şehri gibi Prag’da bir nehrin (Vlatava) kıyısına kurulmuş. Bu nedenle çok sayıda eski ve yeni köprüler yer alıyor. Aşağıda en meşhur köprüsü olan Charles Köprüsü’nü (Charles Bridge) de görebileceğiniz panoramik bir fotoğraf yer alıyor.

Nehir kıyısında olmanın bir sonucu olarak Prag bir çok su baskınına uğramış. Bunun sonucu olarak şehir nehir kenarında giderek yükselmiş (ilk kurulduğu dönemlere nazaran 3 ila 5 metre daha yüksekmiş şu anda). Diğer bir sonuç ise yandaki fotoğrafta gördüğünüz gibi önlemlerle sel durumunda suların kırılıp akmaya devam etmesini sağlayacak düzenekler. Bu fotoğraftakiler 2000’li yılların başında yaşanan (sanırım 2004) bir selden sonra konulmuş.

Şehrin ne kadar yükseldiğini aşağıdaki fotoğraftan da görebilirsiniz. İlk kurulduğunda şehir ağaçlar ile aynı hizada imiş. Şu anda ağaçların arkasında ve yanlarında yüksek duvarları görebiliyoruz.

Charles Köprüsü şehrin sanırım en bilinen ve ziyaret edilmesi olmazsa olmaz mekanı.

Köprüye yukarıdaki fotoğraftan görülen kulenin altından geçilerek giriliyor. Vakti zamanında bu girişlerden ücret ödenerek geçilebilirmiş. Köprü şu anda araç trafiğine kapalı (tek tük görevli araçlar geçiyor). Köprünün her iki tarafında çok sayıda heykel yer alıyor. Bu heykellerin uzun uzun hiyayeleri var.

   

Örneğin yukarıda sağdaki heykel “St. John of Nepomuk”, haksız yere bu köprüden atılarak öldürülen ve öldürüldükten sonra aziz ilan edilen bir kralı tasvir ediyor. Heykeller açık havada olmalarının etkisi ile (hem hava kirliliği hem de korozyon) kararmış durumda. Ancak fotoğrafta epey sarı olan bölgeler görüyorsunuz. Bunlar insanların bir batıl inanç olarak azize el sürmelerinin kendilerine şans getireceği düşüncesi ile sürekli olarak ellenmesi nedeniyle temiz (!) kalan bölgeler.

Yine bir çok şehirde gördüğümüz kilit bağlama geleneği Prag’da da karşımıza çıkıyor. Ancak işin ilginci Charles Köprüsünde bunu yapmak aslında yasak ve her hafta kilitler sökülüyor. Diğer bir deyişle fotoğrafta gördüğünüz kilitler sadece 1 haftada takılanlar! İnsanların sevgilerinin sürmesi için daha gerçekçi yollar bulmalarını ümit ediyorum.

 

Prag şehrinin mimari olarak beni çok etkilediğini söylemiştim. Sanırım bunda Gotik eserler başta çok farklı eserlerin orijinal şekilde ve bir arada bulunabilmesi etkili oluyor.

Örneğin sağdaki fotoğrafta kübik akımın sonucu olarak ortaya çıkmış bir bina görülüyor. Bu binada bir kübizm müzesi ve kübist akıma uygun tasarlanmış bir restoran bulunuyor. Küp şeklindeki avizeler ortama çok uymuştu.

Soldaki fotoğrafta ise “altın yılanlı ev” görünüyor. Eskiden okuryazarlık oranı çok düşük olduğu için adresler binaların üzerindeki seboller ile anlatılırmış (rehberin yalancısıyım). “Altın yılanlı evin karşısındaki ev” gibi tarifler ile yol tarif edilirmiş.

Altın yılanlı ev gibi, altın aslanlı ev, Siyahi Madonna gibi çok sayıda böyle sembol bulmak mümkün.

Şehirde çok sayıda pasaj var. Bildiğiniz içinde çeşitli dükkanların, sinema ve tiyatroların olduğu ve ısınmak için ideal olarak pasajlar. Mutlaka bu pasajların da içinden geçmenizi ve AVM kültürünü bir kez daha sorgulamanızı da öneririm.

 

 

 

Binalardan ve sokaklardan bir kaç örnek şu şekilde:

Sağdaki fotoğrafta Prag kalesine çıkan yoldan şehrin manzarasını görmek mümkün. Tüm binalarda kırmızı kiremitler ve “modernite”den etkilenmemiş çatılar oldukça etkileyici bir görüntü ortaya çıkarıyor.

Aşağıdaki fotoğrafta ise Prag kalesinden şehrin manzarası yer alıyor.Prag kalesi öncesi katedrali gezdim. İlgilenen için çok sayıda vitray ve heykenlin bulunduğu güzel bir eser. Prag kalesini ziyaret de ücretli. Ben kısa turu aldım ve yeterince memnun kaldım. Hızlı bir tur yapmama ve bir durağı atlamama rağmen 2 saate yakın sürdü. Meraklısı daha uzun sürede burada kalabilir. Sağda şövalyelerin kullandığı zırh koleksiyonundan bir örnek görüyorsunuz. Kalede bir çok yerde fotoğraf çekmek yasak ancak insanların bunu pek taktığını söyleyemeyeceğim. Bu arada belirteyim buradaki fotoğrafların tamamı (kurallara uygun şekilde) benim tarafımdan çekildi.

Biz İstanbul’da martı, güvercin, kedi ve köpeklere alışkınız. Prag’da ise kaz, güvercin ve (sağdaki fotoğrafta) kunduz (!) gördüm.  Fotoğraftan nehrin kısmen donduğunu görüp soğuğu hissedebilirsiniz.

Prag kalesine gitmeden önce her yerde söylendiği için Lennon duvarı (Lennon Wall) dendiği için buraya da gittim, sağda göreceğiniz üzere güzel bir duvar ancak günüzmüde çok anlamı kaldı mı (içerik olarak da görüntü olarak da) çok emin değilim.

 

 

Prag’a 10 yıl kadar önce bir kez daha gitmiştim. O zaman doğru dürüst kafe ve resotan bulmakta zorlanmıştım. Bu gidişimde Starbucks, Costa, Paul gibi özellikle İngiltere’de daha sık rastladığım kafelerden bolca gördüm. Çek mutfağı olarak çok özellikli bir şey yok. Bizde kebap neyse benzer sıklıkta yerel ürün diye sunulan şöyle bir tabakları var:

Ördek, domuz, dana etleri, öncesinde bir patates çorabası, yanında patates ve beyaz ve mor turp ile süslemeler (salata diye de niteleyebiliriz). Lezzet fena değil. Yerel biralarda büyük sürpriz beklemeyin. Meşhur likörleri Becherovka’yı deneyin, limonlusu fena değildi bence.

Oraya gidince mutlaka gidin denilen bir mekan da Kavarna Obecni dum idi. Eski Belediye binasında yer alan çok sayıda restoran vs güzel bir ortamdı. Aşağıda mekanı ve favori ürün olarak tatlısını görebilirsiniz. Denemenizi tavsiye ederim.